Yazık bize...

Ersin Düzen’in, son dönemlerde Rijkaard hakkında çıkan komik eleştiriler hakkında yazdığını buraya alıntılamayacağım. İsteyen Ersin Düzen’in bloğundan rahatlıkla okuyabilir.

Galatasaray hakkında özellikle teknik heyeti hakkında yazılanlar komedi. Ben ikisine bu yazımda kafayı takacağım. Diğerlerine daha sonra takarım.

İlki A planı – B planı meselesi!

Tüm futbol hayatını, bu âlemin en büyük kulüplerinde en iyi futbolcu ve hocalarıyla geçiren bir adamın futbol ile ilgili düşüncesinin tek bir tane olduğunu, zor durumlarda kıracağı bir camın olmadığını söylemek hangi ölçüde futbol bilgisi ister.

Teknik direktörlük kariyerinin 5 senesini 100.000 kişinin önünde verilen sınavlarla test eden bir teknik heyeti, bilgisiz yaptık, koca Barcelona kulübünde de mi bir akıllı adam yoktu? Bu cahillere, plansızlara 5 yıl nasıl sabredildi?

Galatasaray teknik heyetinin sonsuz planı olduğunu ve daha ötesi her bir planın ayrı ayrı binlerce açılımı olduğunu iki satır futbol okuyan ya da 90 dakikayı tamamlayan herkes bilir.

İkincisi ise bu tek planın –ki burada A oluyor!- artık çözüldüğü.

Yaklaşık 10 senedir Wegner, 20 senedir Ferguson, 5 senedir de Benitez kulüplerinin başında! Biz bu adamların takımlarından sadece 3 maçta toplam 19 gol yemişiz. Ben ya da eminim pek çok kişi bu takımların, temsilcilerimize karşı hangi sistemde mücadele edeceğini çok rahatlıkla söyleyebilir. Ek olarak temsilcilerimizin teknik sorumluları da 3 İngiliz takımının hangi sistemde mücadele ettiğini bilir. “Galatasaray’ın sistemi çözüldü, önlemler alınıyor”cu tayfaya sormak gerek: o ki olay bu kadar basitti biz ne mene 19 gol yedik. Tek telefonluk işi varmış size göre Manchester ya da Arsenal’i durdurmanın. Zaten Premier Ligdeki bütün teknik adamlar 20 senedir aynı sistemle oynayan United’tan şampiyonlukları siz telefon edip Ferguson’un sistemini söylemediğiniz için alamıyorlar.

Rijkaard her şeyi çok net açıklıyor: Sistem içindeki varyasyonları çeşitlendirip, bunlar üzerindeki etkinliğimizi artırmalıyız!

Ferguson’un, Wegner’in, Benitez’in takımlarına antrenmanlarda, sürekli değişik sistemlerde oynamayı öğrettiğini mi düşünüyor bizimkiler!

Sistem değiştirip şampiyon olunacağını, çift forvete geçince maç kazanılacağını söyleyen ve yazan onlarca köşecilerimiz var! Yazık bize…

Bunlar halen daha 2 ön libero oynatılınca beraberliğe, tek ön liberoyla galibiyete oynanıldığını düşünüyorlar…

Gerçekten yazık bize…

En büyük savunucusu savaşın

"(...)

Savaş 17 Ocak'ta (1991) sabaha karşı patladı Körfes'de...

Güneş'te Cengiz (Çandar) en büyük savunucusu savaşın. "Tarihin en demokratik savaşı!", "Gerçek barış savaşçılarına başarılar!" başlığını taşıyan yazılar yazıyor. Askeri eleştiriyor, Amerika'ya mesafe koyduğu için...

Ve Uğur MUMCU arıyor:

"Bak neler yazıyor senin adamın..."

Hasan CEMAL, Cumhyuriyeti Çok Sevmiştim, sy.404

Taraftar baskısı...


Beşiktaşlı futbolcular taraftar baskısının ağırını deplasmanda içeride, her maçta hissediyorlar. Nedeni: Demirören!
Geçen sezon alınan 2 kupaya rağmen taraftarın, başkanlarına olan güvensizliğinin azalmaması, tam aksine artması üzerinde durulup, nedenleri araştırılması gereken bir konu gibi duruyor.
Geçelim.
Değineceğim konu, taraftarın takımı üzerinde oluşturduğu baskı ve takıma etkisi.
Beşiktaş’ı bu çok kötü etkilemişe benziyor. Tabata’nın golden sonraki sevinci bile bize çok şeyi anlatıyor.
Taraftarın istediği gerçekleşmez ise yani yönetim değişmez ise baskı tüm sezon boyunca süreceğe benziyor! Çünkü bu durumda taraftarı ancak futbol takımının başarısı susturabilir. Takım aşırı baskı altındayken de bunu gerçekleştiremeyeceği için ya protestocu taraftar grubu stattan uzaklaştırılacak (http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/12613358.asp?gid=229) ya da yönetim değişecek!
Şampiyonluğun görünen iki adayı için “taraftar baskısı” kavramını değerlendirirsek;
Galatasaray için bir baskı gözükmüyor gibi! Çünkü süper lig için geçerli olan doğal şampiyonluk adaylarından biri olmanın dışında futbol takımı için ekstra bir baskı oluşturacak taraftar isteği yok! Aslında Galatasaray kulüp ve taraftarıyla beraber bir an önce stadın tamamlanması, elde bulunan gayrimenkullerin değerlendirilmesini isterken bu arada işi bilen bir teknik adama teslim edilen takımın da göze hoş gelen bir futbol oynamasını arzuluyor! Bunun sonucunda başarı gelirse ne ala!
Fenerbahçe için ise durum bence Beşiktaş’tan farklı değil! Çünkü ikisinde de futbol takımı üzerinde başkan baskısı var! Beşiktaş da başkan başarısızlığından dolayı futbol takımı üzerinde taraftar baskısı oluşturmuşken, Fenerbahçe’de ise başkanın genel kurulda verdiği söz baskıyı oluşturuyor! Fenerbahçe ligde çıktığı 7 maçta çekirgeliğini sergilediği için ise tribünler suskun! Tribünlerin her an tetikte olduğuna en büyük delil ise maç sonlarında Daum’un sürekli kendini savunmak zorunda kalması ya da tüm camianın teknik adam üzerinde bu hissi uyandırması!
Sürekli galip gelirken bile eleştirilen bir teknik adama kaybettiği vakit ne yapılır!?

Türk Tarihi tekerrürden ibarettir!

“Özal iktidarının basına dönük bakışı olumsuzluklarla yüklü. Demokrasiye aykırı yöntemlerle basını “hizaya getirme” heves ve çabalarının yaygınlaştığı dikkati çekiyor. Hem yasal hem ekonomik araçlara başvurularak gazetelerin yayın politikalarını etkilemenin yolları aranıyor. Bu alanda bazı başarılar kazanıldığına ilişkin belirti ve örneklerden de söz edilebilir… Örneğin, meslektaşımız Nazlı ILICAK uzunca bir süredir Tercüman’ın birinci sayfasındaki köşesinde gözükmüyor.

Yazılarını neden kesti?

Deniyor ki; Tercüman mali sıkıntı içinde; bu yüzden iktidarın baskılarına açık hale geldi; sonuç, hiç olmazsa Nazlı ILICAK’ın bir süre için Tercüman yazarlığına veda etmesi olmuştur.siyasal iktidarın bu konuda Tercüman işverenine baskı yaptığı doğru mu?

İkinci örnek Günaydın gazetesiyle ilgili. Kamu bankalarının seçim öncesinden başlayarak Günaydın’a gitgide yoğunlaşan bir ilan ambargosu uyguladıkları belirtiliyor. Bazı banka genel müdürlerinin “Ne yapalım, emir yüksek yerden!” dedikleri biliniyor!

Günaydın grubu bir başka açıdan da baskı altında! Bu grubun bir üyesi olan Tan gazetesi “Muzır Yasası”ndan dolayı 900 milyon liralık para cezası ödemek durumunda…

Özal iktidarının başarı grafiği inişe geçerken basına dönük baskı grafiği yükselişe geçiyor. Bu durum, demokrasi kültüründen yoksunluğu gösteriyor. İktidar her rejimde vardır. Muhalefet ve özgür basın ise yalnız demokrasilere özgüdür. Bir rejime demokratik niteliğini kazandıran, muhalefetin varlığıdır.

Bizden uyarması, Sayın Özal.”

12 Mart 1988 tarihinde Hasan CEMAL, Cumhuriyet’teki köşesinde yazmış!

Değiştir gazete ve kişi adlarını, aynı metni bugün yayınla; bir Allahın kulu itiraz etmez!

Türk Tarihi tekerrürden ibarettir!